|
Türkiye'de gittikçe artan bir şekilde üretilip tüketilen deterjanların sularda oluşturduğu kirlenme, suların canlılar aleminde ortaya çıkardığı olumsuz değişmelerle kendisini dolaylı da olsa hissettirecek boyutlara ulaşmış bulunmaktadır.
Son yıllarda özellikle Marmara Denizi'nde gözlenen "kırmızı su (red - tide)" olaylarında rol oynayan aşırı plankton üremelerinde Marmara Denizi'ne akıtılan diğer atıklar yanında sentetik deterjanlar da önemli oranda sorumluluk taşımaktadırlar.
Deterjanların ötröfikasyon oluşturan bu özellikleri çerçevesinde, Marmara Denizi'nde yapılan çalışmalar sırasında gözlemlenen red - tide olayları üzerinde durmak gereklidir. Özellikle 1979' dan beri Marmara Denizi'nin yer yer bandlar halinde veya oldukça geniş alanlarda kırmızı renge boyandığı görülmektedir.
Böyle suların mikroskopik incelenmesi bile bu renkliğin nedenini ortaya çıkarmaya yetmektedir. Su içinde belirli bazı mikroorganizmaların kütlesel çoğalışları...Kırmızı renkli tek hücreli canlıların bazı belli şartlar altında periyodik olarak, litrede bir kaç milyon adede varabilecek kadar üremeleri...
Su yüzeyinin oldukça geniş alanlarını kapsayacak şekilde, bu tip mikroorganizmaların ortaya çıkmalarına deniz biliminde "red - tide" adı verilmektedir. Bir denizde mikroorganizmaların bu denli üreyebilmeleri her şeyden önce, hücre yapı taşları olan besleyici tuzların yeterli miktarlarda ortamda bulunmasını zorunlu kılar.
Marmara'da "red -tide" oluşumunu yaratan etkenler kesinlikle bilinmemekte ise de, bu olayın daha çok yoğun yerleşim bölgelerinde izlenmesi, evsel atıklar ile bazı organik kökenli endüstri atıklarının kirletici etkilerini düşündürmektedir.
Red- tide olaylarının hiç bir zaman açık denizlerde görülmemesi, yalnız körfezlerde ve özellikle besin maddelerince zengin kıyılarda görülmesi bu düşünceyi desteklemektedir.
Deterjanın bileşiminde bulunan kimyasal maddeler bu besinlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadırlar. Mikroorganizmaların yoğun olarak ortaya çıkışı, denizin doğal dengesini etkilemektedir. Bunlar, suda çözünmüş oksijeni kullanarak oksijence fakir bir ortam oluşturmaktadırlar.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, red - water olaylarının hemen hemen her zaman büyük miktarlara varan balık ölümleriyle sonuçlanmalarıdır. En azından , red - water görülen bölgeleri balıklar hızla terketmektedirler.
Burada planktonların aşırı çoğalarak "red - tide" olayını oluşturmalarının tek nedeninin denizin besinle aşırı yüklenmesi olmadığını; sıcaklığın, gece-gündüz uzunluğunun ve diğer mevsim şartlarının da olayı etkilediğini bu konuda yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlara bakarak kabul etmemiz gerekir.
Türkiye'de kullanılan ve özellikle Marmara çevresinde kişi başına yılda 5 kilograma varan tüketimleriyle deterjanlar, içerdikleri fosfat ve diğer beyazlatıcı, kir parçalayıcı maddeler nedeniyle, kanalizasyon şebekeleri tarafından akıtıldıkları deniz veya iç sularda; sızdırmalı foseptikler yolu ile yeraltı suyu depolarında olumsuz etkiler oluşturmaktadırlar.
Bu etkiler dolayısıyla aşağıda görülen olaylar zinciri oluşmaktadır :
1 - Ortamdaki can, tür adedi azalmakta ve biota'da belirgin değişiklikler ortaya çıkmaktadır.
2 - Özellikle ötröfikasyon sonucu ABS'ye dayanıklı bitkisel ve hayvansal türlerin biyomass'ı (birim kütleye düşen canlı ağırlığı) büyük bir artış göstermektedir.
3 - Suyun bulanıklığı gerek planktondaki artış, gerekse bunların oluşturduğu organik maddelerdeki artış nedeniyle artmaktadır.
4 - Sedimentasyon hızla artmakta, göl ve barajlarda su kütlesinin miktarı azalmaktadır.
5 - Anoksik ortam şartları H2S oluşumunu ortaya çıkarmaktadır. Bunların sonucunda ise içme sularına kaynaklık eden böyle bir sudan alınacak suyun,
- Arıtma işlemleri güçlenmekte, şebekeye verilen suyun tad ve kokusu kötüleşmektedir.
- Bu sular insan sağlığı için tehlike oluşturabilmektedirler.
- Suyun temizleme yeteneği kısıtlanmaktadır.
Bugün için başta Haliç, İzmit Körfezi gibi bölgeler olmak üzere tüm Marmara'yı etkileyen bu olayların çok yakın bir gelecekte tüm içme suyu kaynaklarımızı da etkileyeceği belli olmaktadır.
Yapılan incelemelere göre kanalizasyon sistemleri ile alıcı ortama ulaşan fosforun %70 dolayındaki miktarı fosfatlı deterjanlardan ileri gelmektedir. Maalesef bu olguya karşılık, Türkiye'de üretilen deterjanlardaki fosfat oranı gereken miktarın çok üzerinde bulunmaktadır. Bilindiği gibi birçok Avrupa Ülkesi'nde ve ABD'de fosfat yerine zararsız maddeler kullanılarak deterjanlar üretilmekte ve bu ülkelerde fosfat kullanılması yasaklanmış bulunmaktadır.
Deterjanlar ayrıca suyun gerilimini etkileyerek çözünmüş oksijen miktarını azaltır. Bu ise suda yaşayan canlılar ve doğal suların kendi kendini arıtması açısından önemli bir negatif etkidir.
Türker PASİNLİ
http://www.ekolojimagazin.com/
|